“TOPRAK”

Toz pembe hayatlar yaşamıyoruz, en keyifli en zenginimiz bile mutsuz ve yorgun… Ülke ekonomisi ya da yaşam şekillerine ya da kaotik durumlarımıza girmeyeceğim çünkü bunlar tamamiyle yan unsur asıl mesele toprak da… 

Şöyle bir dikkat kesildiğinizde sözlere en neşeli şarkı ya da türkü de bile, hep bi derdi meselesi var depresif bir yapı ama melodi tam oynamalık… acayip bir yetenek bu bence melankoli ve depresyonun içinde mutsuz bir mutluluk.. belki de farklılaştırma, kendine has, tek düzeliğin içinde çok çeşitlilik… Mutlu ama hep bi drama Queen… Siz de fark ediyor musunuz? Merak ediyorum yoksa ütopik bir kafa mı yaşıyorum…

Şehir insanları diye bir kavram… Hatta kavram mı onu bile bilmiyorum.  Kesinlikle toprakla bağını kesmiş sadece öldüğünde gireceği toprakla alakalı minnoş, okumuş, plazalarda çalışan şehir insanları…Ama şehir insanları olarak acayip kafalar da gezdiğimiz kesin kendimizden, özümüzden uzak, bir çırpınış içinde yaptığımız kötülüğü bile neden yaptığımızı bilmeden, iyilik mi o buaralar pek uğramıyor zaten…

Tanrılar okulu adlı kitapta çok güzel bir laf vardı…İnsanlar arasındaki eşitsizliği, zenginlik, fakirlik ya da cinsiyet olarak değil başka bir noktadan ele alıyordu… 

“İnsan, anladığı kadardır” insanlar farklı anlama düzeylerine sahiptirler. Aralarındaki gerçek eşitsizlik de budur.”

Çok Net… Ve insan farkındalığa ulaştığında bu eşitsizliği bozabilecek güce sahiptir…   O yüzden sosyal medyayı suçlamayı bırakalım mı artık 🙂 kullanın sevin ama orda sahte gösterdiğiniz şeylere inanıp psikolojik sıkıntılar yaşamayın. Genel olarak hep bir günah keçisi, suçlanacak biri bulma konusunda gayet başarılıyız çünkü hepimiz birer mükemmel kömür parçasıyız … Ama kömür parçasıyız… En suçlu olan sevgili sosyal medya aslında içimizde ki canavarı çıkarmamız için ufak bir sebepti…Toprak renkli, çeşitli, ama içinde barındırdığı herşey yine toprağa ait… Bir bütün… Bugün ki sıkıntımız da bu, ait hissetmiyoruz sadece ait olmaya çalışıp “mış” gibi yapıyoruz… Ve hepimiz öyle bir bir çaresizlik içindeyiz ki “mış” ları sever, kendimizi unutur olduk… sürekli bir yetişme hali. Peki neden yetişmek zorunda olduğunu ya da yetiştiğinde kazandığın şeyin senin için gerçekten değerli olup olmadığını sordun mu kendine? Kafalar karışık, herkes bi Dünya’nın sorununu çözdüm edalarında enerjiler, yoga  falan derken düşünme yetisini bırakıp hayatı yalancı bir toz pembelikte yaşıyor. Bende yoga yaptım, enerjilerle ilgilendim ama bu kafalara erişemedim… düşünme yetimi kaybedip müdahale de bulunduğumda düzeltebileceğim şeylerin yanından, böyle olması gerekiyordu oldu… deyip yürüyüp gidemiyorum… 🙂 

Bu kadar çeşitlilikle, farklılıklarla yaratıcı bir toplumken, Üstünde gezdiğimiz toprağı bu kadar nasıl görmeden, umursamadan, Neden? düşünme yetisine ihtiyaç duymadan aynı tip canlılar oluyoruz… Tembel miyiz? Acaba … AZICIK YALINLIK…

Yazı oluşturuldu 15

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer yazılar

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön